Ölümün acısı en fazla geride kalanı yakıyor

Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, büyük şair Nazım Hikmet’in ölümünden sonra “Haziran’da ölmek zor” diye harika bir şiir yazmıştı.

….bir de memedin yüzü 
bir de saman sarısı 
bir de özlem kırmızısı 
demek ki göçtü usta 
kaldı yürek sızısı 
yıllar var ter içinde taşıdım ben bu yükü 
bıraktım acının alkışlarına 
3 haziran 63u

Bana sorsaydı eğer Hasan Hüseyin, Haziran değil, Temmuz’da ölmek zor derdim.

Temmuz ayı acı ayı, bence böyle!

Ölüm doğum gibi hayatın içinde olan bir kural… Her canlı ölümü tadıyor!

Geride kalan için kabul edilmesi zor da olsa sevdiklerinin sayısı azalıyor bir bir!

Ölmek, işkencede gerçekleşmemişse gazeteci Metin Göktepe gibi, 12 Eylül zindanlarındaki onlarca yurtsever gibi… İzmir’de annesi tarafından işkence edilerek ölen çocuk değilse…

Yanmamışsa bedeni eğer Sivas karanlığında, 2 Temmuz’da Madımak’ta yananlar gibi.

Kaddafi gibi bir çukurda, canı alınmadıysa.

Trafik kazasında parçalanmamışsa bedeni, denizde akıntıya kapılıp balıklara yem olmadıysa…

Uzatmayalım, yani ölen acı çekerek öldüyse, fena…

Fakat ölümün acısı en fazla geride kalanı yakıyor!

Mesela babasını kaybeden bir çocuk her gün işkencenin büyüğünü yaşar ama kanamaz hiçbir yeri, kimse fark etmez acısını. Annesiz büyüyen bir çocuğun yüreği yanar ama hiçbir şey söndüremez. Kimse görmez yangını.

O yüzden ölümün acısı kalanda daha fazladır.

Bir sorun bakalım göçüp gidenin kalbi acıyor mu? Acımaz…

Bir sorun bakalım, ölenin yüreği sızlıyor mu, özlem duyuyor mu? Mümkün değil!

Oysa geride kalan hep eksiktir. Geride kalan mazlum, öksüz, yetim ve gariptir.

Çocuğun babası bir kere ölür, babasız çocuk her gün!

Sızlar sürekli yüreği, kanar yarası! Görünmez.

Her şey geçiyor yürek sızısı içsel kimlik gibi taşınıyor ömür boyunca!

Dünya döner, her yıl aynı noktaya gelir ve başlar yürek fırtınası.

Bu dünya’da her şey tüketim üzerine ya hani…

Duygular tükeniyor, ömürler tükeniyor, sevgiler tükeniyor, paralar tükeniyor da acılar hep baki kalıyor. Bu dünya’da herkes mutlu görünüyor ya hani.

Babasını kaybeden bir çocuğun gözünün içine bakıp sorun bakalım, mutluluğu tarif edebilecek mi?

Babasız büyüyen, babalar gününde hediyesini mezara götüren, bayramda evin içinde büyük bir boşluğu hep hisseden. Babasıyla oynayan, dolaşan her çocuğu kıskanmayan ama imrenen çocuğa sorun bakalım size ne diyecek!

Bu dünya’da her şey tüketim üzerine ya hani!

Babalar günü, doğum günü, muhtelif bayramlar filan…

En çok tüketilen şey aslında ömürdür.

Haziran sıcaktır yakıcıdır kabul. Ama ben en çok Temmuz’da yanarım.

Temmuz gelince hüzünlenirim, Temmuz gelince çocukluğum gelir aklıma.

Yalnız büyüyen, direksiz bir evin içinde ama sağlam temeller üzerinde yaşanan bir hayat gelir aklıma.

Baba evin direğidir anne ise temeli!

Budur benim hayatı açıklama biçimim.

Bu kadar anlattım, ne anladınız bilmiyorum.

Anlamadıysanız, Cemal Süreyya’nın sorusuna cevap verin.

Sizin hiç babanız öldü mü?

www.twitter.com/yolagiden

İLGİLİ YAZILAR

Sizin hiç babanız öldü mü?

Babanız se verebiliyor mu?

Eksik fotoğraf kalmasın içinizde

Yokla var arasında bir gün

 

 

 

A+ A-