CHP'nin Mülteci Açmazı

CHP lideri ve avenesi, uzun bir süredir Suriyeli mültecileri siyasi malzeme yapmış durumda. 

Özellikle genel seçimler öncesinde bayağı seçim malzemesi yapılan Suriyeli mülteciler konusu şimdilerde, yani yerel seçimlerin ardından da yeniden propaganda malzemesiolmaya devam ediyor.

Sanırım en son bir ilimizin belediye başkanı da Suriyeli mültecilere yardımı kestiğini ilan ederek minik bir şov yaptı.

Öncelikle mülteci ve göçmeni ayırt etmek gerek. 

Mülteci ilticadan geliyor; bir anlamda sığınmacı.

Göçmen ise bir yerden kalkıp başka bir diyara yerleşen demek.

HAREKETLİ MAHALLEDE OTURMAK ZOR
Osmanlı’dan çok önce, Türkiye Cumhuriyeti'nden de önce Anadolu’nun konumu, bugünkü Türkiye topraklarını göç yollarının ana arterlerinden birisi yapmıştır. Kervan yollarının kesiştiği, büyük nüfus hareketlerine yüzyıllarca sahne olmuştur Anadolu.

Pratik olarak bakarsak...

Birinci Dünya Savaşından önce, yani 1917’den önce 'pasaport' ve 'vize' diye bir kavram yok. 

Milliyetçilik de henüz Anadolu’da yayılmamış.

Nihayetinde Urumçi’den yola çıkan birisi eğer hayatta kalabilirse, kimseye hesap vermeden Paris’te Eyfel Kulesi'ni görmeye gidebiliyor.

Milliyetçilik de o kadar yabancı bir kavram ki...

Almanların Galiçya cephesine gitmek üzere yola çıkan Türk Askerleri Sirkeci’den trene biner. Yolda Alman askerlerle birleşirler. Alman Subay kendi askerlerine Alman Milli Marşı'nı okutur.

Türk Subaydan Türk Ulusal Marşını okumalarını rica eder. Komutan-ki hatıratını kitap haline getirmiş subayın kendisidir- Milli marşımızın olmadığını bilir. Çavuşu çağırır askerlere ‘Hamsi Koydum Tavaya’ adlı Karadeniz türküsünü okutur. Yıl 1917.

CHP’NİN 6 OKU
İşte bu nedenle yeniden bir ulus oluşturmak için yukarıdakine benzeyen trajikomik tecrübelerden geçen siyasi kadrolar belli prensipler oluşturmak zorunda kaldılar. 

Öyle ki CHP’nin altı oku o prensiplerin özetidir. 

Şahsi kanattim 'Halkçılık' okların en önemlisidir. 

Ancak 'Halkçı' olmak zor ve akışkan bir kavramdır. 

Tarifi, uygulaması ve kapsamının elle tutulması zordur. 

Halkçı olayım derken bir bakmışsın oy baskısı altında popülist olmuşsun.

Asırlar boyu tüm çevresinden göç almış ve değişik kavimleri misafir eden Türkiye'de, aidiyet hissini en vurucu şekilde güçlendiren kritik ve bir o kadar da sade özdeyiş, kurucu baba Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. 

Atatürk'ün ulusun inşasında söylediği; 'Ne Mutlu Türküm Diyene' sözü aslında her şeyin özetidir. 

Taktir edersiniz bu özdeyişi bulan insan Osmanlı’nın dört bir diyarında fiilen savaşmış, gittiği yerlerdeki yerel halkı tanımış, değişik diyarlardan gelen askerlere komutanlık etmiş birisi. 

Bu aidiyeti kabullenme ve telaffuz etmede, aslında ‘Halkçılık’ okunu ok yapan düzenek, yani yayı oluşturmakta...

TÜRKİYE’DE 4 MİLYON SURİYELİ
Bu insanlar sokaklarda ve bazıları küçük suçlar işleyerek günlük yaşamı zor kılıyorlar. 

Sokaktaki insan huzursuz ve Suriyeli’lere karşı.

Özellikle sosyal medyada yalan haber yaymak suretiyle Suriyelilere karşı anti kampanya yürütülmekte.

Evet, Türkiye çok zengin bir ülke değil. 

Bugünlerde ekonomik sıkıntılar bir başka ağırlaşmış durumda. 

Bunlar sabit gerçekler.

Bu durumda Suriyelilerin sistem içinde bulunmalarından çıkan sürtüşmenin üzerinden anti propaganda yapmak, kolay kazanç.

Ancak Türkiye’nin Orta Doğu’nun istikrar adası, zor durumda olan insanların sığındığı güvenli liman olduğunu da unutmayalım.

Türkiye, Balkanlar’dan, Rusya’dan, İran’dan, Arabistan’dan zulme karşı kaçan insanlarınmisafir edildiği topraklar olmuştur asırlar boyunca. 

Türkiye’de kalmak isteyenler belli bir Türkçe eğitiminden geçip vatandaş olabilirler; ya da istedikleri yöne devam edebilirler.

Türkiye’nin konumu, tarihi ve geleceği bunu gerektirir.

‘Önce İnsan’ sloganını benimsemiş bir siyasi partinin tutumu da bu olmalıdır.

Bu noktada... 

Yakın geçmişte, Alman aşırı sağ partilere, ulusalcı siyasilere ve kamu oyunun bir kısmına karşı taviz vermeyen, Almanya’daki göçmen sorunu karşısında dik duran Merkel, demokratik dünyanın lideri olarak örnek alınması gereken siyasetçidir.

EKONOMİK GERÇEKLER DE VAR
Dolu dizgin giden yüksek öğrenim furyasında birçok diplomalı işsiz yaratıldı. 

Çocuklarını sosyal statü göstergesi olarak algılıyan bir çok aile durumdan rahatsız. 

Madalyonun diğer yüzü de diplomaların kalitesi. 

Böyle bir ortamda, Suriyelilerin çalışıyor olması şartları daha da gergin hale getiriyor.

Tanıdığım yurtdışı eğitimli bir girişimci var. 

Bugün Avrupa’nın önemli bir başkentinde satılan tüm taze meyvelerin ihracatçısı. 

Söylediğine göre; Suriyeli çalışanlar olmasa, kamyona bir kasa mal yükleyemez.

Neden?

Ya Türkiye vatandaşları resmî yönden istihdam edilirse maliyetler rekabeti engelliyor, ya vatandaşlar ücreti ve işi beğenmiyor, ya da kimse işçi olmak istemiyor.

Belki de yukarıdakilerin ve ilave bir sürü nedenin hepsi...

SÖMÜRÜ BİR GERÇEK
Dünyanın her yerinde o ülkeye yeni gelmiş göçmen ya da kaçak işçiler sömürülür. 

Amerika’da bütün bulaşıkçılar, bahçıvanlar, düz inşaat işçileri ya kaçak ya da Hispanikkökenlidir.

Göçmenlik dairesi müfettişi dahil herkes bilir ki, aksi takdirde 3 dolara yediği hamburgeri 5 dolara yiyecek.

Aynı koşulları Türkiye’den Almanya’ya giden milyonlarca Türk vatandaşı yaşamadı mı

Göçmenlik politikalarının uygulanması noktasında, politikacılara önemli görevler düşüyor; 

Türkiye’nin konumunu, tarihini ve geleneklerini göz önüne alarak hareket etmeleri gerekiyor.

Tabii insancıl ve gerçekçi yaklaşımlarla olmak kaydıyla... 

A+ A-